“Bizi satın alacak para ya da hatır daha keşfedilmedi…” Selçuk ERNAK (Bandırma Kırmızı Antrenörü)

                                                                                                                   

Aydan Siyavuş Röportajı (1991)

Bugün 14. ölüm yıldönümünde saygı, rahmet ve özlemle andığımız Türk basketbolunun unutulmaz isimlerinden Aydan Siyavuş ile Murat Murathanoğlu’nın 1991 yılında Fast Break Dergisi’nin Kasım ayı sayısı için gerçekleştirdiği söyleşiyi paylaşıyoruz.

Türk Basketbolu dendiğinde, hele hele konumuz coachlar ise, kuşku­suz akla ilk gelen isimlerden biri Aydan Siyavuş.

Nitekim ekim sayımızda yaptığımız “Son 10 yılın en başarılı antrenörü kim?” araştırma ve anketimizde, Siyavuş liste­nin en üst basamağındaydı. Aydan hocayı, “One On One” köşemize konuk ettik ve elimizden geldiği kadar sıkıştırmaya çalıştık. Zaman zaman eleş­tirilere katıldı, zaman zaman ise kendi te­zini ortaya koydu. Uzun yıllar Milli Ta­kım Antrenörlüğü yapmış bu basketbol adamının samimi bir şekilde “Hepimizin milli takıma destek olması gerek.” görüşü ise bizim en fazla katıldığımız sözleri idi. İşte zevkle okuyacağınızı ümit ettiğimiz Çukurova Antrenörü Aydan Siyavuş ile yaptığımız söyleşi…

 

SORU: Bildiğiniz gibi son ay­larda, hatta son yıllarda bas­ketbol camiasında en çok so­rulan soru şu; Levent milli ta­kımda neden yok? Siz Levent ile gerek milli takımda, gerekse Efes Pilsen’de birlikte çalıştınız. Efes Pilsen’in Avrupa’daki zaferinde birlikte büyük pay sahibi idiniz. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz ?

SİYAVUŞ: İnsan ilişkisiyle uğraştığımız için insan ilişkilerini çok iyi bilmemiz ge­rekir. Levent olayı şu; basketbolu çok seven, basketbolu çok düşünen fazla sıkıntıya gelemeyen bir çocuk. Levent ne yapardı? Levent şunu yapardı: Bir şey olur, çok kı­zar. Havada gider iki burgulu atış yapar. Getirdiği topla orta sahadan hook shot atışı yapar. Biz bu durumda Levent’i id­mandan atmamışsak, bu ona yapılan bir ayrıcalıktan çok, onu bildiğimiz için uyarma yolunu seçmemizdendir. Devam ettirmişizdir. Sonra da idmandan sonra yanımıza çağırıp konuşmuşuzdur. Le­vent’in yapmış olduğu şeyler bunlardan ibarettir. Mesela bazı maçlar vardır. Le­vent çıldırır, deliye döner, oyundan çıka­rırız dinlendirir, tekrar oyuna sokarız. Ceza kesmemiş ve oyundan atmamışızdır. Levent’in bana karşı, “neler neler yaptım” dediği hareketler bunlardır. Mil­li takımdaki arkadaşlar; Batur Abi ile Murat, böyle yaptığı zaman mı tepki gös­teriyorlar, bunu tam olarak bilmiyorum. Ama yazıda okuduğum kadarıyla , yok burgu attın, yok laubalilik yaptın gibi bir takım laflar olmuş. O, bazı depresyonla­rın neticesinde böyle hareket­ler yapar. Ben açıkçası bu tür o-laylarm üzerine fazla gitme­dim. Levent özellikle Efes Pil­sen’de çok kıymetli bir oyuncu olduğu için üzerine gitmedim. Milli takımda da benim döne­mimde pek fazla oynamadı.

SORU: Tekrar milli takım an­trenörü olsanız Levent milli takımda oynayabilir mi ?

SİYAVUŞ: Burada bir açıkla­ma yapmakta fayda görüyo­rum. Şimdi öncelikle ben milli takıma antrenör adayı değilim. Bir kez bu böyle biline..

SORU: Yani olsanız..

SİYAVUŞ: Ben aday falan değilim. İkincisi ise, Baturalp – Didin ikilisi özveri ile ellerinden geldiği kadar bu işi yapı­yorlar. Ben milli takım antrenörlüğü yap­tığım zamanda, birlik beraberlik temin e-dilmediği için ve icabında provoke edil­diği için fevkalade rahatsız oldum. Milli takım antrenörlüğü yaptığımda provoke edildim, o bakımdan Türkiye’deki cami­aya şunu söylemek istiyorum. Biz eğer burada isek, milli takımlar iyi sonuçlar alsın diye varız. Basketbol milli takımı Balkan Şampiyonu olmuştur, basketbolumuz bu duruma gelmiştir. ‘Beyaz Gölge’dir, bilmem nedir, ama milli takı­mın o devirde şampiyon olması çok bü­yük bir olaydır. Avrupa Şampiyonası’na girmesi önemlidir. Benim herkese tavsi­yem, elinden geldiği kadar milli takıma yardımcı olmasıdır. Baturalp – Didin ikili­sine yardımcı olmasıdır. Ben hiçbir zaman milli takıma aday deği­lim ve adımın da bu tür spekülasyonlara karışmasından sohbet anında dahi olsa, son derece rahatsız olduğumu derginiz vasıtası ile duyurmak istiyorum. Herkes toplansın, Türk basketbolu iyiyse, herkes kazansın. Kısır çekişmeden hiçbir fayda gelmez.

Tekrar gelelim Levent konusuna… Şahsi görüşüm; her iki tarafın da bir ortasını bulması lazım. Baturalp-Didin ikilisi bu­nun ortasını bulmalı, benim şahsi kanaa­tim bu. Milli takım antrenörü olursam Levent’i alır mıyım, sorusuna da cevap veremeyeceğim. Demin dediğim gibi, ben milli takım antrenörlüğüne aday de­ğilim. Baturalp-Didin ikilisine yardım edilmesi ve Türk basketbolunun bu ikili etrafında toplanıp, elinden geleni yap­ması fikrine kalben yüzde 100 katılıyo­rum. Ben kendilerine gerekli yardımı her zaman yaparım. Benim zamanımda bazı olayların milli takımı ne kadar yıprattığı­nı çok iyi bildiğim için, bu ikiliye her za­man yardımcı olunmalı diyorum.

SORU: Burada, milli takım antrenörü değişsin-değişmesin gibi bir amacımız yok. Aydan Siyavuş konusu Levent’in açtığı bir konu. Böyle bir kampanya fa­lan da yok ortada, belki öyle düşünen­ler olabilir ama ben yine de bir şey sor­mak istiyorum. “Aday değilim” in sınırı nereye kadar ? “Ben artık ömrü billah milli takımda çalışmayacağım” anlamı­na mı geliyor?

SİYAVUŞ: Ben ömrü billah milli takım­da çalışmayacağım diye bir şey de yok. Yani bunlar ortalığı dalgalandıracak şey­lerdir. Ben buna karşıyım. Murat Didin ile de geçen gün konuştum. Sevdiğim bir arkadaştır. “Gazetelerde bir şeyler çıkı­yor. Ama ben sizi kalben severim, bilin abi” dedi. Çocuk da rahatsız olmuştur, Batur Abi de rahatsız olmuştur mutlaka… Ben bu bakımdan bu imajın silinmesini arzu ediyorum. Şu an için milli takım antrenörlüğü yapmayı düşünmüyorum. Ama durumlar değişir veya benim arzu ettiğim koşullar işin içinde vardır. O zaman düşünürüm. Fakat bu bugün olan bir şey değil.

SORU: Çalışmayı düşündüğünüz koşullar nedir ?

SİYAVUŞ: Bunlara girersek, iş yine benim söylediğim şeylerin dışına çıkar. Yani o olaya girmeyelim bence. O zaman şu olacak. Kulisin en büyüğü şöyle yapılır: “İyi çocuktur ama…” dendiği zaman, tamam iş başlıyor demektir. Sen bilmezsin, onun bazı numaralan vardır. Ben sana başka zaman anlatacağım. İşte bu buna giriyor açıkçası… Koşulları filan, ufak ufak anlatmaya başlarsak, bu sefer de diyecekler ki, “zemin hazırlıyor”. Ben aday değilim, açıkça söyleyeyim niyetim de yok. Bu işi 8 yıl yaptım. Ayrıca niyetim olsa da şunu söyleyeyim, burada en önemli şey şu; birçok adamın niyeti olabilir. Yani onlara da çağrım şu, herkes yardım etsin çünkü basketbol pek iyiye gitmiyor. Benim görüşüm bu.

SORU: Milli takımlar bazında mı, kulüp bazında mı?

SİYAVUŞ: Gerek kulüp, gerekse milli takım bazında. Esas kulüp bazında çünkü oyuncular kulüplerden milli takıma gidiyorlar. Bu yalnızca milli takım antrenörünün yapacağı iş değil. Dünyanın neresinde görülmüş, bana göstersene. Kulüp takımları kötü, milli takım iyi, nerede görülmüş?

SORU: Peki neler kötü ?

SİYAVUŞ: Bir kere yönetim kötü. Bu yönetim kuralları ile basketbol yönetilemez. Benim şahsi görüşüm bu, yani yönetmelikler yanlış. Transfer yönetmelikleri yanlış. Bence bu iş kulüple, diğer kulüp arasında anlaşmayla profesyonelliğe doğru gitmeli veya tamamen kapanmalı. Ben ikisinin ortasına karşıyım. Okul yoluyla transferler, başka dalavereler… Ya profesyonel olmalı ya da mukaveleler şeklinde bu hadise yürümeli. Futbolda olduğu gibi. Yani iki kulüp anlaşırsa, oyuncuyu transfer yapabilmeli. Transfer ya her zaman yapılmalı ya da kapanmalı. Hem de doğru dürüst kapanmalı. İyice düşünüp iki ışıktan birine karar vermek lazım.

SORU: Şu anki transfer yönetmeliğinin zararı ne ?

SİYAVUŞ: Bunun en büyük zararı üç-beş kişinin çok büyük paralar kazanması. Üniversite transferi yapacak 18 yaşında bir çocuğa 300-400 milyon verdin mi, iş biter.

SORU: Oyuncuların çok para alması basketbola nasıl kötü etki yapıyor? Yani oyuncunun çok para alması kötü bir şey mi?

SİYAVUŞ: Oyuncunun çok para alması kötü bir şey değil ama üçgen iyi çalışmıyor. Oyuncu parayı alıyor. Oyuncu çok para aldığı zaman profesyonel olur. Ama o zaman profesyonelliğin çok iyi yürümesi lazım. Bu sefer de profesyonellik yürümüyor. Oyuncuya çok para verdiğin zaman çok iş görmesi lazım ama oyuncu çok para aldığı zaman aynı oranda iş görmüyor. Zaten meydanda bu kadar çok oyuncu da yok. Ortada fazla oyuncu olsun ki, adam o parayı tekrar alabilmek için çalışsın, çaba göstersin. Bazı oyuncular hiç oynamıyorlar ama her yıl aynı parayı almaya devam ediyorlar. Üç genç oyuncu kaidesi kondu. Ortada hiçbir değişiklik yok.

Sana şimdi milli takımı seç deseler, kaç tane değişik oyuncu seçebilirsin? Ben seçsem, sen seçsen, herhangi biri seçse, kaç oyuncu değişir? Üç taneyi geçmez. En önemli şey şu; artık Türkiye’de münasebetler en üst seviyeye geldi. Her şey münasebetlerle oluyor. Yani o onu sevdi, o onu sevmedi, o onun arkadaşı, o onun dostu… Hep bu şekilde idare ediliyor. Bence altyapıdan oyuncu yetişmedi. Ben çok kulüpte çalıştım. Yıldız takım, genç takım antrenörleri hep münasebet peşinde. Kim kimi seviyorsa, o onu tutuyor. Eskiden böyle değildi. Şimdi sayısal değerler iyice azaldı. Bir adam hiç oynamıyor, bunun antrenörü çok kötü diyorlar. Adam fevkalade oynuyor, aslında o kötü, antrenörü iyi diyorlar. Yani bunun sebebi de münasebetlerin işin içine girmesidir. Bunun neticesinde basketbolda sayısal değerler bir kenara itildi. Bu da basketbolun aleyhine oldu.

SORU: Basketbolumuz şimdi nerede ve aslında nerede olmalıydı?

SİYAVUŞ: Şimdi sekizde olurduk. Olabileceğimiz yerde olurduk. Finallerde olur­duk veya 12′de olurduk. Daha doğrusu olmamız gerekirdi. Dersek ki biz Avru­pa’da 4. oluruz, olmaz. Zor, bizim koşul­larımızda çok zor. Ama finallere girebi­len bir takım durumunda olmamız bizim için yeterliydi. Şimdi 16′lardayız. 16-20 arasındayız, durum öyle gösteriyor.

SORU: Eskiye göre daha fazla yatırım yapılmasına rağmen…

SİYAVUŞ: Ama para her şeyi çözmü­yor. Aksine bir takım şeyleri bozuyor. 450-500 milyon ne demek yahu! Parayı verdiğin zaman, onun karşılığını almak lazım. Profesyonellik yok. Oyuncular a-matör, paralar çok profesyonelce. Oyun­cular amatör olduğu için, profesyonelli­ğin gereğini yapmıyorlar.

SORU: Siz yıllarca milli takımda tek­nik direktörlük yaptınız. Bu işin teknik patronu oldunuz. Bugünlere gelineceği­ni o günlerde görmediniz mi? Yani bir öncü rolünü oynayamaz mıydınız?

SİYAVUŞ: Ben size bunu şöyle izah edeyim: Benim bu işin patronu olmam çok zordu. Kimse de olamaz , yani bu düzende olmaz. Bizim federasyon düze­ninde bu olmaz. Ben zaten teknik direk­tör değildim, A milli takım antrenörlüğü yaptım. Federasyonun başındaki insan bu işleri çok iyi bilen bir kişi. Bu sebep­lerden dolayı bunları yapmak pek kolay değil. Yani bir transfer yönetmeliğini de­ğiştirmek, şöyle yapalım demek kolay değil. Ha, belki dersin ki, antrenörleri da­ha fazla eğitemez miydin? Ona bir şey demem, orada bir hatam olmuş olabilir. Kuralları koyabilir miydin dersen, yok. Osman Abinin olduğu yerde kural falan koyamazsın. Orada kuralları sadece Os­man Abi koyar. Bunu sizler de bilirsi­niz.

SORU: Geçtiğimiz ay yaptığımız araş­tırmada gerek istatis­tikler, gerekse yaptı­ğımız anket sizin son on yılın en başarılı antrenörü olduğunu­zu gösteriyor. Ger­çekten en başarılı an­trenör siz misiniz?

SİYAVUŞ: Ben bunu şöyle değerlendire­yim: Bir kişi tek başına belli bir noktaya kadar başarılı olabilir. Mut­laka çalıştığınız takım­daki yöneticilerin iyi olması, artı sporcula­rın iyi olması lazım. Ben her zaman şuna inanırım. Bir basketbol takımında yönetici, antrenör ve sporcu üç­geninin sağlam temel­ler üzerine kurulması gerekir. Ben bunun neticesinde iyi antre­nör durumuna geldim. Başarıları tek ba­şıma değil, çalıştığım oyuncular ve çalış­tığım kulüplerdeki yöneticilerle beraber yaşadım ve onların sayesinde böyle bir başarı kazandım.

SORU: Bir işte en üst seviyeye gelen insanlar hep eleştirilirler. Biz de istatis­tikleri ve anket sonuçlarını yayınlayın­ca birtakım eleştiriler aldık. “Aydan Hoca hep iyi takımlar çalıştırmıştır” gi­bi… “En iyi oyuncular hep ondadır” gi­bi… Bu konuda ne diyeceksiniz?

SİYAVUŞ: İyi takımı en iyi yere getir­mek de başarıdır, kötü bir takımı iyi bir yere getirmek de… Geçen yılki Karşıya­ka deneyimimde bunun ispatını yaptım. Zayıf bir takımla bir yere gelebildik. İyi antrenör tabii ki iyi takımı çalıştıracaktır. Ben çok eski yıllarda Kadıköyspor’u ça­lıştırırken, onlar da çok genç bir takımdı. Eczacıbaşı ilk yıllarında Beşiktaş’a naza­ran çok güçlü bir takım değildi. Bu tama­men bir ölçü değil. Ama bir görüştür. Bu­na da saygı duymak gerekir tabii…

SORU: Sizin için bir de “İyi antrenör­dür fakat artık devri geçti. Yedi yıldır şampiyonluk göremiyor” deniyor. Yap­tığımız araştırmayı yirmi yıla yaysay-dık, daha başarılı mı çıkardınız? Ya da tam tersine ilk on yılınızı, ikinci on yı­lınıza göre daha mı sönük görüyorsunuz? Bu işten bıktığınız ve az mesai harcadığınız dönemler oldu mu?

SİYAVUŞ: Son on yılı eski on yıla göre başarısız görmek veya görmemek bir ya­na, eğer burada ölçü şampiyonluksa son on yılda tabii başarısız sayılırım. Yedi se­nedir şampiyonluğu yok demek de bir ölçü ama, Efes Pilsen’de iki yıl önce ka­zandığımız Avrupa Kupası başarısı, ben­ce beş şampiyonluğa bedel. Şimdi bas­ketbol çok değişti. 5-6 yıl üst üste şampi­yonluk çok zor bir şey, antrenör olarak da, takım olarak da… Eskiye baktığımız­da, İTÜ, Eczacıbaşı olayı vardı. Şimdi baktığımızda Fenerbahçe, Eczacıbaşı, E-fes Pilsen filan sırayla gidiyor. Ancak bu arada birçok takım yatırım yapmaya baş­ladı, artık işler o kadar kolay değil. Bu­gün dünyada bile böyle bir şey çok zor. Dünyanın en başarılı antrenörlerinden Bobby Knight bile aşağı yukarı 18 yıllık kariyerinde 3 defa şampiyonluk görmüş. John Wooden ardarda şampiyonluk gör­müş coachlardan, ama artık o devirler geçti. Şu anda böyle bir antrenör göremi­yorum.

Yorulduğum zamanlar ise oluyor. 27 yıl­dır, kesintisiz bu işi yapıyorum. Çok zor. Bunun nedeni ise ekonomik koşullar. Be­nim mesleğim bu. Çalıştırıcılığını yaptı­ğım takımlarda en azından kendimi % 95 oranında aynı işi yapmaya konsantre et­tim. Yoruldum, yapmayacağım dediğim zamanlar da olmuştur. Ama dersen ki, ilk başladığın zamanki eforun var mı? Var dersem yalan olur. Şu anki eforumun eskisi gibi olması imkansız, kimsede de olamaz. Ama bunun yanı sıra bu arada tecrübe artıyor. Yorgunlukla tecrübe… Bu ikisi birbirini dengeliyor. Türkiye’de bu kadar şeyi tek başına yap­mak da kolay bir şey değil. Tabii buna da birtakım yardımcı olan faktörler var. Ta­bii ki oyuncular oynayacak, tabii ki ida­reciler bir takım katkılarda bulanacaklar, tabii ki antrenörler çalıştıracak. Bunun neticesinde bir yere gelinecek. Bir ekip çalışmasının sonucunda bu başarılar elde edilir. Yoksa Aydan şampiyon oldu, yok olamadı, yok kupayı aldı, alamadı… Bunlar bir antrenör içinde yanlış değer­lendirmeler. Bütün olayı bir arada değer­lendirmekte fayda var.

SORU: Oynattığınız basketbolun artık demode olduğu görüşüne katılıyor musunuz?

SİYAVUŞ: Basketbol sonuçlarla belirle­nen bir spordur. Kazanmak için oyna­mak şarttır. Antrenör oyuncusuna göre sistem kurmak zorundadır. Eğer guardım 25 top kaybedecekse, süratli basket­bolu ne yapayayım? Amerika’daki gibi çok oyuncu seçme imkanın olsa kafandaki sisteme göre oyuncu alırsın. Ama ol­madığına göre oyunculara göre sistem kurmak zorundasın.

Modern basketbol çok iyi fiziğe dayanan, çok iyi müdafaa demektir. Tempolu ge­çişten sonra akıllı hücum demektir. Akıllı atış 5 saniyede de olur, 25 saniyede de olur. Boş bulunan adamın atış yapması lazım. Penetre, şu anda en önemli un­sur. Bunun için de çok iyi bir fundamental lazım.

SORU: Bu yedi yıl içinde Amerikalılar konusunda şansınızın yaver gittiği söy­lenemez. Amerikalı oyuncular her za­man sorun olur gibi laflar da söylendi. Bir Mason, bir Butler olayları var. Bu sizden mi, yoksa ortamdan mı kaynak­lanıyor?

SİYAVUŞ: Benden kaynaklanan bir şey değil. İnsan bir şeyi eleştirmek istedikten sonra basketbol gibi bir oyunda eleştiri yapmak çok kolay. Mason olayı örneğin, çok basit. Anlatayım: Mason’ı İsrailliler beğenmişler. İsrail takımı adamı alıyor­muş. Son saniyede birinin aklına gelmiş ve coachuna telefon açmışlar. Coach “Bir dolar dahi verme­yin, mahvolursunuz” demiş. Ve adamı almamışlar. Mason, yüzde 100 manyak bir adam. Top­lantı yaparken elinde koskoca­man bir bıçak ile dişlerini karış­tırıyordu. Dışarı çıktım. İdareci­lere, “Bu adamla ilgili problem­lerinizi halledin.” dedim. Adam o gün herhalde üzerine saldırı­lacağım düşündü, “Saldırırsanız vururum.” der gibi koskoca bı­çakla dişlerini karıştırıyordu. Gerçek şu; bu adam manyaktı. Ama çok iyi oyuncuydu. Gelir gelmez Hakan’a taktı. Ben pren­siplerimden fazla taviz vermem. Amerikalı oyuncu da olsa ben antrenörüm. Kulüp kulüplüğü-nü bilecek, antrenör antrenörlü­ğünü, oyuncu da oyunculuğu­nu… Belki başka bir antrenör Mason’ı oynatabilirdi. Bütün yaptıklarına göz yumabilirdi. Ben buna karşıyım. Eğer bu ka­dar taviz verseydim antrenör­lük sürem bu kadar uzun yıllara yayıla­mazdı.

David Butler (1987-88, Efes Pilsen) çok iyi bir oyuncuydu. Aramda hiçbir prob­lem olmamıştır. Butler’ın ayağı sakat. Burkulmuş mu, ne olmuş, buraya gelip oynadığı ilk Karşıyaka maçında 28 sayı attı. Çok iyi maçlar çıkardı. Ancak ayağı sakatlanır korkusuyla idman yapamadı ve doğal olarak davranışlarım sertleşti. O bakımdan adam gitti. Antrenör olarak bi­zim Amerikalı oyuncularla hiçbir alaka­mız yok. Bir iki maç seyretmekle bu iş ol­maz. NCAA ‘den oyuncu alıyoruz, Ne bir gazete alıyoruz, ne bir dergi akışı var. Ne ajanlarla devamlı temas var. Ameri­kalıların ne olduğunu tam bilemiyoruz. Amerikalı alan bir antrenör çok iyi bir uzmana danışmamışsa, gözü kapalı oyuncu almış oluyor. İyi çıkarsa “Ben çok iyi seçerim” diyor. Oraya gidiyoruz 10-15 gün içinde Amerika düzeni içinde adamı görüyoruz. Topu kesiyor, atıyor, zıplıyor, oynuyor… Adamın davranışları nedir ?

Dünyada en önemli şey attitude (davranış). Türkiye’de de davranış bozukluğu olan birçok oyuncu var. Bu adamı tutup Türki­ye’ye getiriyorsun, adam üç gün sonra oy­namıyor. Hoopp, paralar da gidiyor. Eğer bir Amerikalı’yı Türkiye getirip Amerika’daki performansını alabilirsen, başarılı Amerikalı seçmiş olursun. İşte Larry Richard örneği. Bir başka örnek de Scott Roth. Adam ilk geldiği zaman “Bu adam kim? Bu limoncudur.” dediler. 35 sayı atıp gitti. Son­ra NBA’de oynadı. Geri kalan laflar boş. Ben iyi seçtim, yok bilmem ne yaptım. Hep­si boş.

SORU: Basketbolumuzun şu anda içinde bulunduğu pek parlak olmayan durumun en büyük sorumlusu sizce kimler ?

SİYAVUS: Basketbolun şu anki durumun­da sadece yönetim suçlu değil. Hepimizin suçu var. Yönetim iyi kurallar koymuyor. Oyuncu aldığı para­nın hakkını vermiyor. Yönetici harcadığı paranın karşılığını alamıyor.   Antrenör kulübü dai­ma kontrolü altına almalı. Bu olayı Karşıyaka’da gördüm. Mu­rat da Kolej’de aynı şekilde kontrolü elinde tutuyor. Doğru da yapıyor. Ama Efes Pilsen’de durum böyle değil. NCAA’de, Yugoslavya’da coachlar her şe­ye hakim. Onların sistemi böy­le. Diğer bir sistem de General Manager sistemi. Böyle bir sistemi Türkiye’de başlatmak isterim. Gücüm yet­tiği kadar da yapmaya çalışaca­ğım.   Antrenör düzene uyuyor ve oyuncu yetiştirmiyor. Ben dahil.

SORU: A takımı çalıştırırken altyapıya program veriyor muydunuz ?

SİYAVUS: Efes Pilsen’de ha­yır. Aydın Örs vardı, gerek yok­tu. Karşıyaka’da veriyordum. Şu anda da Çukurova altyapı­sında Rıza Erverdi var. Ben sa­dece A takımı çalıştırıyorum. Şimdiki oyuncular da bir deği­şik. Adama üç gün izin veriyor­sun, salonun önünden bile geçmiyor Efe antrenman diye ağlardı. Şimdi durumlar çok değişti. Para her şeyi mahvetti. Bir şeyi anlayabilmek için aç olmak lazım. Kafayı takmak lazım, işi başarmak için. Şimdi bütün imkanlar var. Ama basket­bol namına bir şey yok. Bizdeki uzunlar Yugoslavya’da olsa, kapı gibi karşımıza çı­karlar. 35 sayıyı koydukları zaman aklımız başımıza gelir. Eskiden uzun adam da yok­tu, şimdi kıyamet gibi adam dolu. Ne farkı var? Hiç…

SORU: Basketboldan ne zaman kopmayı düşünüyorsunuz ?

SİYAVUS: Ekonomik durumum tam anlamıyla iyileştiği zaman bırakmayı düşü­nüyorum. Tahmin ediyorum, beş yıl kadar bu işi götüreceğim. Kazandığımı yemeyi seven bir insanım. Atlara gelin­ce, bir şey kaybetmedim. Ama dediğim gibi para tutmasını sevmem. Çocukları­ma, aileme çok şeyler alırım, elim çok açıktır. Kazandığım paraya göre, ekono­mik durumum iyi değil

SORU: Bu ay içinde milli takımımı­zın grup maçları var. Grubumuzu nasıl buluyorsunuz, bir değerlendirme ya­pabilir misiniz?

SİYAVUS: Milli takımımızın grubu hiç de fena bir grup değil. Ama Avrupa’da artık kolay grup kalmadı. Bu benim ba­şımdan geçti. İngiltere, İsveç ve İskoçya geldi. Gazeteler yazdı: “Yok yürüyerek geçeriz, asarız, keseriz”. İstanbul’da adamlar bizi ezdiler, geçtiler. Grubumuzu hiçbir zaman hafife alma­malıyız. Ama şansımız yok değil, var. Kasım ayında Hollanda, Çekoslavakya maçları burada. Çok iyi oynamamız kaydıyla ilk ikiye girebiliriz. Yüzdeye vurursak yüzde 40 Çekoslavakya, yüz­de 25 Hollanda, yüzde 25 bizim, yüzde 10 Belçika… Nasıl olsa geçeriz havasına girersek, kesinlikle giremeyiz. Çok mü­him maçlar oynayacağız. Lütfen gerek Mersin, gerekse Bursa seyircisi ellerin­den gelen desteği sağlasın.

SORU: Murat Didin, “Akdeniz tene kesi ölçü olmaz, tek ölçü Avrupa finallerine gitmektir” diyor. Bu konuda sizin düşünceleriniz nedir?

SİYAVUS: Türk basketbol takımları Avrupa’nın neresinde olursa olsun, birinci olduysa bu muhakkak başarıdır. Ancak hedef Avrupa finalleri, yani ilk sekiz olabilir, buna katılıyorum. Yugoslavya için asıl hedef Avrupa Şampiyonluğudur. Ancak Bulgaristan’daki Balkan Şampiyonası’nda beşinci oldular. Bütün takımın anası danası toptan kovuldu. Yeni antrenörler geldi. Bir daha Akdeniz Oyunları neticesini tekrarlamak çok zor. Bir daha Yunanistan ve İspanya’yı yenmemiz çok zor. Yunanistan takımında iki A milli oyuncu vardı. İspanyol takımı ise çok iyiydi. Bizim takım çok iyi maçlar çıkardı. Murat başarı değil dediyse, oradaki takımları bilmediği için söylemiştir. Zaten daha sonra Antalya’da Yunanistan’ın daha zayıf bir takımı ile karşılaştık, iki uzatmada yenebildik. Ancak hataları bulabilmek için birtakım şeyleri kabul etmek lazım. Biz hiçbir turnuvaya 4. veya 5. olmak için katılmayız. İstanbul’da oynanan Çalenç’te başarısızdık. Ama Akdeniz Oyunları’nda alınan altın madalya büyük başarıdır. İspanya ve Yunanistan vardı. Bizim kurduğumuz bir ümit takım bu ülkelerin de ümit takımları ile katıldığı turnuvada başa baş oynasın ama sonuncu olsun, onların alnından öpeyim.

SORU: Sizin bulunduğunuz dönemde Çalenc’te ne dereceler yaptık?

SİYAVUS: Portekiz’de averajla kaybettik. Almanya girdi. İsveç’te ve İstanbul’da da vardım. Dörtlü gruplarda şans daha fazla, çünkü iki takım giriyor. İstanbul’da Çalenç’i kaybetmemizin bir çok nedeni vardı. Takım sabote edildi. Bir takım provokasyonlar vardı. Şimdiye kadar Çalenç’i iki defa geçtik. Birinde Batur Abi, diğerinde Önder Seden antrenördü. Demin de söylediğim gibi bazı provokasyonlar başarıyı İstanbul’da önlediler. Bunları zamanı geldiğinde kamuoyuna açıklayacağım. Adamlar Çalenç için ayrı hazırlık dönemleri geçiriyorlar. 18-20 maç oynayıp hazırlanıyorlar. Turnuvalara göre takımlar hazırlayıp kendilerine hedefler tespit ediyorlar. Biz ise Balkan Şampiyonası, Avrupa Şampiyonası, Akdeniz Oyunları, hep aynı takımlar ile katılıyoruz. Benim dönemimde A takımı Üniversite Oyunları’na götürmek çok zordu. Şimdi Milli Takımımız daha fazla maç yapma imkanına sahip. Ne kadar ilerliyormuş gibi görünsek de, hala Avrupa’ya kapalıyız. Avrupa Kupaları kulüplerimiz için i-kinci planda kalıyor. Kulüp takımlarının başarılarına paralel olarak milli takımlarımız, Avrupa’da başarılı olur. Kulüp takımlarının başarılı olabilmesi için de bir takım revizyonlar şarttır.

 Murat Murathanoğlu / Fast Break Kasım 1991

 

 

p

676 kez okundu

Kategori: Genel, RÖPORTAJLAR



Yorumlar

Yorum yok

Yorum Yapın

İsim *

E-posta *

Site